
Artık çocukluğumuzdaki bayramlar kalmadı. Çünkü kimse artık bize para vermiyor.
“Büyük düşün” ne demek? Bence ne düşündüğünüze, kime söylediğinize göre değişir. Ama uykusuz ve karamsar bir gecede tabii ki bu kavramı da yerden yere vurmalıyız.
Örneğin iş kuracak birine büyük düşün denir. Yani “‘O kadar büyük rakiplerim var. Ben de kenardan köşeden gireyim piyasaya, allah ne verdiyse geçinip gideriz’ diye düşünme. ‘Dandik fikrim için ikna edici bir plan hazırlayıp kaynak bulayım, ucuz işçilik ve dandik malzemeyle üretim yapıp dayayım pazarlamayı, dayayım reklamı… Nasıl olsa enayi bol’ diye düşün” diyor.


Hayatta iki temennim vardır:
1) Uzaylılar gelsin
2) Bir kaç arkadaşla ıssız bir adaya düşeyim
Bu yüzden Lost çok sevdiğim bir dizi. Ancak bir filmden beklediğim en temel özellik gerçekçi olmasıdır. İlerleyen bölümlerinde Lost’un bu özelliğini kaybetmeye başladığını düşündüm, çünkü insanlar arasında anlamsız çekişmeler, kavgalar, v.b. bir yığın gereksiz kişisel çatışmalar ortaya çıkmaya başladı. Sanki insanların derdi mis gibi tropik adada hayatta kalmak değil de birbirleriyle uğraşmakmış gibi. Sonra farkettim ki gerçek dünyanın da o ıssız adadan farkı yok. Hepimiz bir şekilde buraya gelmişiz. Neden geldiğimizi, ne kadar kalacağımızı, ne yapmamız gerektiğini bilmediğimiz, gizemlerle dolu bir ortamdayız. Bunu anlayıp birbirimize destek olarak bu macerayı atlatmaktansa anlamsız dertler ediniyoruz ve utanç verici şeyler yapıyoruz.
Bu sabah “uyanırken” aklımda bir cümle vardı. Hayatımda ilk defa böyle birşey başıma geldi. Sanki birisi kulağıma fısıldıyormuş gibi basbaya da felsefi içerkli bir soru cümlesi: “Hayat yaşananların özeti mi yoksa geriye kalanlar mıdır?”. Uyku sersemliğini üzerimden atarken cümleyi biraz düzelttim: “Hayat geçmişte yaşananlar mı yoksa gelecekte yaşanacaklar mıdır?” gibi bir şekle soktum ama orijinal hali halen daha gizemli ve daha fazla şey ifade ediyormuş gibi geliyor. Yanlış anlama olmasın, bu benim hayata karşı soracağım ya da cevabını aradığım bir soru değil. Dediğim gibi sanki başka birisi kulağıma fısıldamış gibi uyandım. Olası cevapları düşünecek olursak “hayat şu anda yaşanandır” diyebiliriz. Ya da verilen iki olasılıktan “geçmişte yaşananlar” kısmı anılarımızı, karakterimizi oluşturması açısından mantıklı bir cevap olabilir. Ama “hayat gelecekte yaşanacaklardır” biraz ilginç bir cevap oluyor. İleriye bakmalıyız falan gibi umut vermeye yönelik bir anlamı var ama asıl ilginci şu anda yaptıklarımız geleceği etkilediği için ilk verdiğim cevabı da kapsıyor olması! Vee bu cevabı sorunun orijinal haliyle inceleyecek olursak “hayat geriye kalanlardır” sonucu çıkar ki bunu da “hayat kendisinden geriye kalanlardır” olarak açabiliriz. Bu da … gizemli görünüyo ama sanırım bi anlamı yok?

Gecenin bi vakti iki kafadar programcı ofiste çalışıyoruz. Karnımız acıktı pizza söyledik ama dilimleri tam kesmemişler. Bizde de bıçak yok ama çok akıllı olduğumuz için makasla kestik.
Cumartesi günü, hava kapalı ve evde boş boş oturuyorum. Bayram da yaklaştı acaba yıkansam mı yoksa önce bişeyler mi yesem diye düşünüyorum. Buzdolabında bana hitab eden hazır bişeyler bulamayınca elimdeki malzemeleri değerlendirmeye karar veriyorum. Yeni aldığım ve acıyla giden herşeyle yediğim jalapeno biberi turşusu, mantar, kaşar peyniri. Bilirsiniz, mantarın sapını koparıp içine kaşar peyniri koyup fırında pişirirler. Bu tarifin içine jalapeno biberimi katmaya karar veriyorum.

Malzemeleri hazırlıyorum ve mantarların saplarını koparıyorum. Mantarları soymadığıma veya yıkamadığıma dikkatinizi çekerim. Sadece ıslak bir bezle siliyorum. Öyle olması gerekiyormuş.

Biberleri mantarların içine yerleştirdikten sonra kaşar peynirini üzerine yerleştiriyorum. Sanırım burda kaşarı rendeleyip koymam gerekiyordu ama ben öyle çarşaf gibi koydum. Olmadı zaten.
Mantarları fırının ızgara kısmına diziyorum. Suyu damlayıp alttaki tepsiyi kirletmesin diye de tepsiye gazete kağıdı seriyorum ama ortalığı duman kaplayınca gazeteyi fırından çıkarmak zorunda kalıyorum. Acaba ızgara olayı baştan hata mıydı? Normal fırın modunda mı pişirmek gerekiyordu?
Herneyse, bulmacası çözülmüş gazete kağıdıyla tütsülenmiş, jalapeno biberli, kaşarlı fırında mantarlarımız hazır.

Hemen tadına bakıyorum veee, rezalet. İyi pişmemiş ve kaşarı da az olmuş sanki. Evde de kimse yok umarım zehirlenmem. Neyse ben yıkanmaya gidiyorum.
Şu adreste yazılım sektöründe programcıların programdaki hataları bulan testçilere verdikleri başlıca cevaplar sıralanmış:) Örneğin “Dün çalışıyordu”, “Sende virüs falan olmasın?”, “Benim bilgisayarımda çalışıyor”. Akşam akşam çok hoşuma gitti ve ben de kafasına göre çalışabilen ya da hata veren kendi programımı yazdım. Aşağıdaki düğmeye basarak çalıştırınız.
Gündelik bir tartışmada öldürücü hamleyi nasıl yaparız? Tabii ki savunduğumuz fikri bilimsel temellere dayandırarak:) Sık tartışılan konulardan biri de aldatma meselesi. Bu konudaki en popüler teori ayrılmaz bir parçası olduğumuz doğal yaşamdan yola çıkıyor.
“Dişiler (kadınlar) çevrelerindeki bir çok alternatiften (erkekten) en iyi olanını seçmek isterler. Çünkü doğurganlıkları sınırlıdır. Bu yüzden de en sağlıklı yavrulara ve bunlara bakabilecek en güçlü babaya sahip olmak isterler. Günümüzde fiziksel gücün yerini ekonomik ve entellektüel gücün almaya başladığı da söylenebilir. Erkekler ise hayatları boyunca binlerce çocuk sahibi olabilecek kapasiteye sahiptirler ve türün devamı için bu kapasiteyi kullanmaya da niyetlidirler. Bu yüzden nispeten daha az seçici davranıp mümkün olduğunca çok dişiyle birlikte olmaya çalışırlar.
Peki dişiler erkeklerinin başka dişilerle birlikte olmasını neden istemez? Çünkü doğumdan sonraki zayıf döneminde kendisine ve sonraki dönemlerde çocuklarına bakmayacağından korkar. “Aman erkek adam, eve dönsün de dışarıda ne yaparsa yapsın” düşüncesi bunun yansımasıdır.
Peki erkekler dişilerini neden kıskanır? Çünkü bir erkek doğacak çocuğun kendisinden olduğuna emin olamaz. Bu yüzden diğer tüm erkekleri dişisinden uzak tutmaya çalışır.”
Taş devrinden günümüze gelecek olursak kadının erkeği aldatması daha kötü bir olay olarak yer bulmuş. Genelde erkekler daha kıskanç ve aldatan kadını öldürmeye varan olaylar yaşanıyor.
Aklıma takılan nokta şu: Yukarıdaki teoriye göre erkek aldattığında kadın için hayati bir risk doğuyor. Eğer erkeği geri dönmezse zayıf düştüğü dönemde ölebilir ve yavruları da ölür. Tersi durumda erkeğin hayatını ve türün devamını tehdit eden bir durum yoktur. Ayrıca bizzat kendi soyunun devamı için gidip birkaç yüz dişiden daha çocuk yapabileceğini bilir. O zaman kadınların daha kıskanç olması gerekmez miydi?
Buna verecek güzel bir yanıtım var aslında ama o kadar yazdım şimdi, boşa gitmesin;)
Gece su içmek için yataktan kalkıp mutfağa gittin. Evde senden başka uyanık kimse yok. Dışarısı da soğuk ve sessiz. Normalde herkes gibi suyunu içip yatağına dönersin. Bu sefer dur. Hareketsiz kal ve çevrene yavaşça bir bak. Elde ne var bir değerlendirelim.
Atom denilen, gözle görülemez parçalardan oluşuyorsun.
Çevrendeki cisimler de aynı şekilde…
Bu garip görünüşlü cisimleri günlük hayatta kullanıyorsun ama şimdi ilk defa görüyorsun gibi.
Pencereden dışarı bak. Kocaman bir dünya var.
Ama içerisi bile çözemediğin sorularla dolu.
Orada ne işin var ve sen kimsin?
Bütün bu olanlarla atomların ne alakası var?