bilgisayar.com

1 March 2008 - 02:02 (Bunları biliyor muydunuz?)

Yatıyorum ve bilgisayarı kapatmadan önce (kapatmak istemediğim için) www.bilgisayar.com adresine gireyim de bakayım kim almış ne yapmış dedim. Zaten girişte bu sitede içerik olmadığı, reklam amaçlı kullanıldığı belli oluyordu. Ama inanamadım. Bu kadar jenerik bir alan adına forum koyup terketsen en çok hit alan sitelerden biri olurdu diye düşündüm. Baktım forum koymuşlar zaten. Merak edip tıkladım. Üye sayısı tahminimin çok altında görünüyordu (6500 civarı bişey). Herneyse, lafı daha fazla uzatmadan bilgisayar.com forumunda beni şok eden konu başlıklarını aşağıda sıralamaya çalışayım:

  • Bilgisayar Nedir? (OK)
  • İNTERNET’in TARİHÇESİ (OK)
  • IP Numarası Nedir? (OK)
  • hello (?)
  • Asian Girls Porn Movies. Online ASIAN Porno! (?!?
  • video gay porn teen porn live porn (!!??!?!?)
  • Tera Patrick Hot (…)

Ben hiç anlam veremedim, helal olsun.

Comments

21 December 2007 - 14:19 (Yorum, Akıl Fikir, Bunları biliyor muydunuz?)

Open Souls

Artık çocukluğumuzdaki bayramlar kalmadı. Çünkü kimse artık bize para vermiyor.

Comments

Nadia’nın Müziği

25 February 2007 - 20:01 (Bunları biliyor muydunuz?)

Nadia ComaneciBir dönem herkesi ekran başına toplayan pembe dizi Yalan Rüzgarı’nın müziklerini aradım bugün. Başlarken ve biterken çalan parçanın adı “Nadia’s Theme”. Orijinali 1971 yapımı Bless the Beast and the Children filmi için yapılmış ve o sıralar adı “Cotton’s Dream” olarak geçiyormuş. 1973 yılında biraz düzenlenerek Yalan Rüzgarı’nın müziği haline gelmiş. Amerikan ABC televizyonu 1976 Yaz Olimpiyatları’nda tüm jüriden 10 puan alan efsanevi Romanyalı jimnastikçi Nadia Comaneci’nin performansında bu müziği kullanınca adı “Nadia’s Theme” olarak kalmış. Bir dönem her gün duyduğum bu parçanın adını nerden aldığını görmek istedim ve videolardan birini buldum. Skor tabelasında 10 puanı yazamadıkları için 1.00 yazıyorlar:)

Eski görüntüler, efsanevi komünist bir sporcu ve dramatik bir müzik… Her biri çocukluğumu hatırlatıyor ve aşağıda hepsi birarada.

2 Comments

Hissedilen Sıcaklık da Nesi?

22 January 2006 - 21:13 (Yorum, Bunları biliyor muydunuz?)

Fırtınanın gözüArtık hemen her hava durumu tahmininde günün en düşük ve en yüksek sıcaklığının yanı sıra hissedilen sıcaklık diye bir değer duyuyoruz. Hissedilen sıcaklık havadaki nem oranına göre hesaplanıyormuş. Devlet Meteoroloji İşleri’nin sitesinde bir de hissedilen soğukluktan bahsediliyor. Soğukluk diye bir kavram olmadığını sanıyordum ama devletin meteoroloji birimi söylediğine göre olabilir. Bu da rüzgarın hızına göre hesaplanıyormuş. Hissedilen sıcaklık lafını televizyonda ilk duyduğum anda izleyicinin ilgisini arttırmak için uydurulan bir kavram olduğunu düşündüm. Halen de öyle düşünüyorum, zira az önce verdiğim resmi bağlantıda da bunun gereksiz bir bilgi olduğundan bahsediliyor. Sonuçta birisinin hissedeceği sıcaklık genetik özelliklerinden psikolojisine kadar farklı ve çeşitli özelliklerine bağlı. Ayrıca bugüne kadar alıştığımız değer sisteminin karışık ve anlaşılmaz bir hale gelmesi söz konusu. Yani bana hava -4 derece olacak derseniz 26 yıllık tecrübelerime dayanarak bunun nasıl birşey olacağını bilirim. Bana hava -20 derece olacak derseniz bunun da nasıl birşey olacağını bilirim. Ama bana hava sıcaklığı -4 derece, hissedilen sıcaklık -20 derece olacak derseniz “Nasıl yani!?” derim. Bunun yerine hava sıcaklığı -4 derece olacak ve rüzgar orta kuvvette esecek dense daha iyi olur.
Hepinize donsuz geceler diliyorum.

1 Comment

Aldatma

21 January 2006 - 13:25 (Akıl Fikir, Bunları biliyor muydunuz?)

Kop da gelGündelik bir tartışmada öldürücü hamleyi nasıl yaparız? Tabii ki savunduğumuz fikri bilimsel temellere dayandırarak:) Sık tartışılan konulardan biri de aldatma meselesi. Bu konudaki en popüler teori ayrılmaz bir parçası olduğumuz doğal yaşamdan yola çıkıyor.

“Dişiler (kadınlar) çevrelerindeki bir çok alternatiften (erkekten) en iyi olanını seçmek isterler. Çünkü doğurganlıkları sınırlıdır. Bu yüzden de en sağlıklı yavrulara ve bunlara bakabilecek en güçlü babaya sahip olmak isterler. Günümüzde fiziksel gücün yerini ekonomik ve entellektüel gücün almaya başladığı da söylenebilir. Erkekler ise hayatları boyunca binlerce çocuk sahibi olabilecek kapasiteye sahiptirler ve türün devamı için bu kapasiteyi kullanmaya da niyetlidirler. Bu yüzden nispeten daha az seçici davranıp mümkün olduğunca çok dişiyle birlikte olmaya çalışırlar.
Peki dişiler erkeklerinin başka dişilerle birlikte olmasını neden istemez? Çünkü doğumdan sonraki zayıf döneminde kendisine ve sonraki dönemlerde çocuklarına bakmayacağından korkar. “Aman erkek adam, eve dönsün de dışarıda ne yaparsa yapsın” düşüncesi bunun yansımasıdır.
Peki erkekler dişilerini neden kıskanır? Çünkü bir erkek doğacak çocuğun kendisinden olduğuna emin olamaz. Bu yüzden diğer tüm erkekleri dişisinden uzak tutmaya çalışır.”

Taş devrinden günümüze gelecek olursak kadının erkeği aldatması daha kötü bir olay olarak yer bulmuş. Genelde erkekler daha kıskanç ve aldatan kadını öldürmeye varan olaylar yaşanıyor.
Aklıma takılan nokta şu: Yukarıdaki teoriye göre erkek aldattığında kadın için hayati bir risk doğuyor. Eğer erkeği geri dönmezse zayıf düştüğü dönemde ölebilir ve yavruları da ölür. Tersi durumda erkeğin hayatını ve türün devamını tehdit eden bir durum yoktur. Ayrıca bizzat kendi soyunun devamı için gidip birkaç yüz dişiden daha çocuk yapabileceğini bilir. O zaman kadınların daha kıskanç olması gerekmez miydi?
Buna verecek güzel bir yanıtım var aslında ama o kadar yazdım şimdi, boşa gitmesin;)

12 Comments

Askıda Ekmek

14 October 2005 - 14:15 (Bunları biliyor muydunuz?)

Askıda kahveBir kaç ay önce bir arkadaşın forward ederek gönderdiği bir e-postada askıda kahve diye bir kavramdan bahsediliyordu. Venedik’te turist olarak bulunmuş birinin ağzından yazılmış bir hikaye… Bunlar bir kafeye gidiyorlar. İçeri birisi giriyor ve “İki kahve, biri askıya” diyor. Garson bir kahve getiriyor ve duvardaki panoya bir kağıt asıyor. Bir-iki kişi daha gelip aynı şeyi yapıyor. Daha sonra içeriye yoksul görünümlü bir kişi giriyor ve askıdan bir kahve istiyor. Garson da adama kahve getirip panodaki kağıtlardan birini indiriyor.
İlk okuduğumda “bu ne lan!” diyerek çok hislenmiş ve gururlanmıştım. Bu olayı buraya da yazmıştım. Daha sonra burada konuyu okuyan bir arkadaşım “o ne olm, sil onu” dedi. Hemen google’da konuyla ilgili bir arama yaptım ve bu hikayenin çeşitli versiyonlarının sevgiçiçeği, aşkböceği tipi sitelerde yayınlandığını gördüm. Hatta birisi bu olaya Türkiye’nin bir köyünde rastladığını yazıyordu. Bu kadar farklı versiyonu olan ve sevgi, dostluk sitelerinde yayınlanan hikaye benim için de gerçekliğini anında kaybetti. Zaten bir PowerPoint sunumu olarak gelmiş olması da yeterince geyik havası vermişti. Ben de sildim harbi siteden.
Bugün aynı e-posta yine geldi. Bu sefer sonunda “Biz de böyle bişey yapalım. Mesela ekmek için yapalım” gibi bir kısım vardı. Onu da arattım. Gerçekten de Türkiye’de böyle bir uygulama başlatılmış. Hem de iki buçuk yıl önce…
Bilgi 1
Bilgi 2

11 Comments

Evrim Teorisi ve Düşük Bel Pantolon

1 August 2005 - 16:46 (Akıl Fikir, Bunları biliyor muydunuz?)

Evrim Teorisi ve Düşük Bel PantolonSon birkaç yıldır düşük bel pantolon ve göbeği açıkta bırakan giysiler modasını hayretle izliyorum. Tanıdığım, tanımadağım bir çok bayanın ne tip iç çamaşırı giydiğini bilmek garip bir his. Bir arkadaşıma “donun görünüyo, neden bunları giydin?” diye sordum “başka bi’ şey satılmıyo ki, hep bunlar var” cevabını aldım. Bence geçerli bir cevap değil ama tam olarak da haksız sayılmaz. Dikkat edin sokaklarda yüzlerce kız ve kadın sürekli ellerini bellerine atıp üstündeki giysiyi aşağıya çekiştiriyor. Madem giydin ne çekiştiriyosun? Demek ki o da donu görünsün istemiyo ama giyecek başka bi’ şey bulamamış. Böyle giderse bu arkadaşların kuyruğu çıkacak ve giysilerini çekiştirme ve kısmen örtünme işini bu organları sayesinde rahatça yapabilecekler. Tabi olayın tek etkisi bu değil. Zamanla erkeklerde daha çok şaşılık şeklinde görülen görme bozuklukları ve konsantrasyon kaybı oluşacak. Bu da işlerini yapamamalarına ve daha farklı alanlara yönelmelerine sebep olacak. Göz rahatsızlıkları konusunda kendini geliştiren kadınlar tekel oluşturup erkekleri sömürmeye başlayacaklar. Mevzuya uyanmayan erkekler tamamen kadınların eline geçmiş olacak, karşı koymaya çalışan gruplar ise seks ile susturulacak. Zamanla silahlı kuvvetleri ele geçiren kadınlar Mango fabrikalarını ele geçirmek için nükleer savaş başlatacaklar ve tüm insanların sonunu getirecekler. Bir erkek ve bir kadın dışında…

6 Comments

DJ Olayını Çözdüm

5 June 2005 - 01:04 (Yorum, Bunları biliyor muydunuz?)

Bildiğiniz gibi son yıllarda DJ’lik denen bir müessese yükselişe geçti. Genel olarak Rock müzikle büyümüş, efendime söyleyim klasik batı müziğinden rızkını almaya çalışan, klasik Türk müziğindeki koma denen arızalı notaların gizemiyle boğuşan gençler olarak ne zaman bir DJ görsek aramızda hep şu şekilde muhabbet başlar:
- N’apıyo abi şimdi bu?
- Valla ben de bilmiyorum ama o kadar insan izlediğine göre bi’şeyler yapıyo heralde.
- Olm Batu (DJ adıyla B++, liseden dostumuz) diyo ki çok zor bi’şeymiş.
- Aslında ben ona olayı sorucam da görüşemiyoruz.

Evet arkadaşlar… Sanırım ben olayı çözdüm. Biz olaya başından beri önyargılı yaklaşıyorduk. DJ denen insan müzisyen değil! Öyleyse müzik çalarken sahnede ne yapıyor? Anladığım kadarıyla, en basit haliyle, kimin yaptığı dinleyiciler tarafından pek önemsenmeyen dans parçalarını ortama en uygun sırayla ve en uygun tempoda plaktan çalıyor. Yani bizim alışageldiğimiz sahne performansından, müzisyenlikten, enstrumanistlikten daha farklı bir kavram. Bunu iyi bellersek bundan böyle hayatımızdaki problemlerden birini daha çözmüş olacağımızı düşünüyorum? (Biraz geç oldu ama…)

6 Comments

Çaydanlık Adamlara Dikkat

5 June 2005 - 00:43 (Bunları biliyor muydunuz?, Genel)

Yaz mevsiminin gelmesiyle çaydanlık adamlar da boy göstermeye başlayacaklar. Peki ama kimdir çaydanlık adam? Yaz sıcağında, otobüste ayakta dikilirken çenesinin altında her an düşmeye hazır ter damlası bulunan şahıstır. Bu haliyle kaynamakta olan suyun üzerinden alınan demliği andırdığı için çaydanlık adam adını almıştır. Hemen dibinde oturmakta olan şahıs için ciddi bir tehdit oluşturur. Üzerinize damlamak üzere olan ter damlasından kaçmak için hemen hemen hiç şansınız yoktur. Çünkü kendi halinde ayakta duran bir insana “Birader biraz öteye çekilir misin?” diyemezsiniz. Hadi dediniz diyelim; “Hayırdır?” diye sorduğunda yapacağınız açıklamayı çok merak ediyorum.
Yıllar önce bir deneyimim olmuştu. Sıcak bir yaz günüydü. Otobüste arkadaşımla oturur vaziyette yol alıyorduk. Tepemdeki çaydanlık adamı farketmemle benim için kabus dolu anlar başlamıştı. Bir yandan derdimi paylaştığım arkadaşımın gülüşüne tevazu içerisinde ayak uydurmaya çalışırken diğer yandan çaresizce kaderin kollarına bırakmıştım kendimi. Doğanın kararı kesindi; yerçekimine boyun eğen ter damlası koluma damlayıvermişti. Ama yılmadım. Mutlak çaresizliğin bende yarattığı travmayı atlatmayı başardım ve şimdi size sesleniyorum:
Yazın yaşa, kışın taşa oturma
Motoru bozarsın
Çaydanlık adamı hafife alma
Balatayı yakarsın

1 Comment

Hülyakoçiyt

23 November 2004 - 13:34 (Bunları biliyor muydunuz?)

Hülya Koçyiğit desenize bi… Hülya Koçiyt diye çıkmıyo mu insanın ağzından?
Farkettim de kendimi bildim bileli Hülyakoçiyt diyorum. Aslında o insanın adı Hülya Koçyiğit’miş.

2 Comments