Bir dönem herkesi ekran başına toplayan pembe dizi Yalan Rüzgarı’nın müziklerini aradım bugün. Başlarken ve biterken çalan parçanın adı “Nadia’s Theme”. Orijinali 1971 yapımı Bless the Beast and the Children filmi için yapılmış ve o sıralar adı “Cotton’s Dream” olarak geçiyormuş. 1973 yılında biraz düzenlenerek Yalan Rüzgarı’nın müziği haline gelmiş. Amerikan ABC televizyonu 1976 Yaz Olimpiyatları’nda tüm jüriden 10 puan alan efsanevi Romanyalı jimnastikçi Nadia Comaneci’nin performansında bu müziği kullanınca adı “Nadia’s Theme” olarak kalmış. Bir dönem her gün duyduğum bu parçanın adını nerden aldığını görmek istedim ve videolardan birini buldum. Skor tabelasında 10 puanı yazamadıkları için 1.00 yazıyorlar:)
Eski görüntüler, efsanevi komünist bir sporcu ve dramatik bir müzik… Her biri çocukluğumu hatırlatıyor ve aşağıda hepsi birarada.
Hayatta iki temennim vardır:
1) Uzaylılar gelsin
2) Bir kaç arkadaşla ıssız bir adaya düşeyim
Bu yüzden Lost çok sevdiğim bir dizi. Ancak bir filmden beklediğim en temel özellik gerçekçi olmasıdır. İlerleyen bölümlerinde Lost’un bu özelliğini kaybetmeye başladığını düşündüm, çünkü insanlar arasında anlamsız çekişmeler, kavgalar, v.b. bir yığın gereksiz kişisel çatışmalar ortaya çıkmaya başladı. Sanki insanların derdi mis gibi tropik adada hayatta kalmak değil de birbirleriyle uğraşmakmış gibi. Sonra farkettim ki gerçek dünyanın da o ıssız adadan farkı yok. Hepimiz bir şekilde buraya gelmişiz. Neden geldiğimizi, ne kadar kalacağımızı, ne yapmamız gerektiğini bilmediğimiz, gizemlerle dolu bir ortamdayız. Bunu anlayıp birbirimize destek olarak bu macerayı atlatmaktansa anlamsız dertler ediniyoruz ve utanç verici şeyler yapıyoruz.
Bu sabah “uyanırken” aklımda bir cümle vardı. Hayatımda ilk defa böyle birşey başıma geldi. Sanki birisi kulağıma fısıldıyormuş gibi basbaya da felsefi içerkli bir soru cümlesi: “Hayat yaşananların özeti mi yoksa geriye kalanlar mıdır?”. Uyku sersemliğini üzerimden atarken cümleyi biraz düzelttim: “Hayat geçmişte yaşananlar mı yoksa gelecekte yaşanacaklar mıdır?” gibi bir şekle soktum ama orijinal hali halen daha gizemli ve daha fazla şey ifade ediyormuş gibi geliyor. Yanlış anlama olmasın, bu benim hayata karşı soracağım ya da cevabını aradığım bir soru değil. Dediğim gibi sanki başka birisi kulağıma fısıldamış gibi uyandım. Olası cevapları düşünecek olursak “hayat şu anda yaşanandır” diyebiliriz. Ya da verilen iki olasılıktan “geçmişte yaşananlar” kısmı anılarımızı, karakterimizi oluşturması açısından mantıklı bir cevap olabilir. Ama “hayat gelecekte yaşanacaklardır” biraz ilginç bir cevap oluyor. İleriye bakmalıyız falan gibi umut vermeye yönelik bir anlamı var ama asıl ilginci şu anda yaptıklarımız geleceği etkilediği için ilk verdiğim cevabı da kapsıyor olması! Vee bu cevabı sorunun orijinal haliyle inceleyecek olursak “hayat geriye kalanlardır” sonucu çıkar ki bunu da “hayat kendisinden geriye kalanlardır” olarak açabiliriz. Bu da … gizemli görünüyo ama sanırım bi anlamı yok?
Gecenin bi vakti iki kafadar programcı ofiste çalışıyoruz. Karnımız acıktı pizza söyledik ama dilimleri tam kesmemişler. Bizde de bıçak yok ama çok akıllı olduğumuz için makasla kestik.
Cumartesi günü, hava kapalı ve evde boş boş oturuyorum. Bayram da yaklaştı acaba yıkansam mı yoksa önce bişeyler mi yesem diye düşünüyorum. Buzdolabında bana hitab eden hazır bişeyler bulamayınca elimdeki malzemeleri değerlendirmeye karar veriyorum. Yeni aldığım ve acıyla giden herşeyle yediğim jalapeno biberi turşusu, mantar, kaşar peyniri. Bilirsiniz, mantarın sapını koparıp içine kaşar peyniri koyup fırında pişirirler. Bu tarifin içine jalapeno biberimi katmaya karar veriyorum.
Malzemeleri hazırlıyorum ve mantarların saplarını koparıyorum. Mantarları soymadığıma veya yıkamadığıma dikkatinizi çekerim. Sadece ıslak bir bezle siliyorum. Öyle olması gerekiyormuş.
Biberleri mantarların içine yerleştirdikten sonra kaşar peynirini üzerine yerleştiriyorum. Sanırım burda kaşarı rendeleyip koymam gerekiyordu ama ben öyle çarşaf gibi koydum. Olmadı zaten. Mantarları fırının ızgara kısmına diziyorum. Suyu damlayıp alttaki tepsiyi kirletmesin diye de tepsiye gazete kağıdı seriyorum ama ortalığı duman kaplayınca gazeteyi fırından çıkarmak zorunda kalıyorum. Acaba ızgara olayı baştan hata mıydı? Normal fırın modunda mı pişirmek gerekiyordu?
Herneyse, bulmacası çözülmüş gazete kağıdıyla tütsülenmiş, jalapeno biberli, kaşarlı fırında mantarlarımız hazır.
Hemen tadına bakıyorum veee, rezalet. İyi pişmemiş ve kaşarı da az olmuş sanki. Evde de kimse yok umarım zehirlenmem. Neyse ben yıkanmaya gidiyorum.
Akşam 21:30 civarı E-5 üzerinde en sağ şeritte eve doğru yol alıyordum. Sol tarafımdan hızla yaklaşıp önüme geçen araba benim kullandığım arabaya o kadar yakın geçti ki biraz sağa kaçmasaydım muhtemelen çarpmış olacaktı. Aynı hareketi önümde seyreden araca yapmasıyla havada plastik parçaları uçuşmaya başladı. Önümdeki araçla beraber mecburen ben de durdum ama geçip gitmek için sürekli sol tarafa bakıyordum. Bu arada çarpan araç çoktan uzaklaşmıştı tabii. Önümdeki sürücü kendini toparladıktan sonra sol aynasına ait kırılmamış gibi duran büyükçe parçaları yerden almak üzere kapısını açtı. Ama ben geçip gitmek için aradığım fırsatı bulmuştum. Yerdeki iki parçayı ortalayarak gaza bastım ve yoluma devam ettim.
Çok küçükken izlediğim gelecekte geçen bir filmde kadının biri nehre düşüp sürüklenmeye başlıyordu. Tüm çığlıklarına rağmen kimse onu kurtarmaya tenezzül etmiyordu. O yaşlarda buna bir anlam veremedim ve anneme neden kadını kurtarmadıklarını sordum. İnsanların ne kadar duyarsız bir hale gelmiş olduklarından falan bahsetti sanırım. Yine fazla anlam verememiştim.
Bir kaç yüz metre ileride üç araba yolun kenarında durmuş az önceki olaya neden olan aracın sağını solunu inceliyorlardı. Muhtemelen birlikte bu tip hareketler yapan bir gruptu. Senaryo kafamda belirmeye başladı. Mağdur durumda olan araç şoförü bunları görecek ve hakkını istemek için duracaktı. Hatalı olanlar ise kalabalık olduklarından dolayı şerefsizlik yapıp arabasına zarar verdikleri genç adamı bir de döveceklerdi. Ve ben az önce arkasında durduğum o adama yardım etmek, az sonraki muhtemel kavgada destek olmak bir yana, inip geçmiş olsun bile dememiştim. Ben yerdeki ayna parçalarını ortalayıp geçerken, sağlam kaldığını umduğu bu parçaları son defa görüyormuş gibi, çaresizlik içindeki bakışları gözümün önünden gitmiyor.
Şu adreste yazılım sektöründe programcıların programdaki hataları bulan testçilere verdikleri başlıca cevaplar sıralanmış:) Örneğin “Dün çalışıyordu”, “Sende virüs falan olmasın?”, “Benim bilgisayarımda çalışıyor”. Akşam akşam çok hoşuma gitti ve ben de kafasına göre çalışabilen ya da hata veren kendi programımı yazdım. Aşağıdaki düğmeye basarak çalıştırınız.
Bazen ne kadar anlamsız ve saçma şarkıları beğenmeye çalıştığımız aklıma geldi. Müzik sadece müzik değil tabii, aynı zamanda bir sosyalleşme aracı… Benimsemeye çalıştığımız bir hayat tarzını temsil eden grubu dinlemek için kendimizi kasabiliriz. Hatta iyi olduğuna o kadar inanmışızdır ki ne yapsalar dinleriz. Örneğin benim için Pink Floyd böyledir. Derin bir saygı duyarım ve şarkılarını “bunlar yaptıysa iyidir” diye dinlerim.
Bu gibi şartlanmalarla beraber şöyle diyaloglar gelişmiştir: “Şunu dinlesene, pop ama güzel” ya da “Haa o mu? Abimin o arabesk cd’leri falan“. Bırak bunları da güzel olan herşeyi dinleyelim. İtiraf ediyorum Britney Spears’ın bazı şarkıları çok güzel. Prodüksüyon, alt yapı falan nefis. Ben askerdeyken şunları keşfettim: Elveda - Özgün
Mühürlü Kaderim - Nev
Yok mu arttıran?
Yarısını açık yarısını kapalı havada geçirdiğim sonbahar tatilimden manzaralar… Bu tatilde anladım ki bir yerde üç günden fazla durmayacaksın. Gezmek çok zevkli Fotoğraflar için tıklayın.
Dikkat: Buradaki fotoğraflar çalışan insanlar üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Bütün bir yıl insanları eşşek gibi çalıştırıp 2 haftalık tatilin de hepsini birden kullandırtmayan kuruluşların uğrayabileceği zararlardan sitemiz sorumlu değildir.