Yaklaşık sekiz senedir televizyon karşısında geçirdiğim zamanın yarısından fazlasında Discovery Channel ya da National Geographic izliyorum. Ama hiç birşey öğrenmedim! Adamların günahını almayayım; muhakkak çok faideli programlar var, ama “Barış sekiz senede ne öğrendin?” diye sorsanız bişey diyemem yani.
3 Comments
Bir kaç ay önce bir arkadaşın forward ederek gönderdiği bir e-postada askıda kahve diye bir kavramdan bahsediliyordu. Venedik’te turist olarak bulunmuş birinin ağzından yazılmış bir hikaye… Bunlar bir kafeye gidiyorlar. İçeri birisi giriyor ve “İki kahve, biri askıya” diyor. Garson bir kahve getiriyor ve duvardaki panoya bir kağıt asıyor. Bir-iki kişi daha gelip aynı şeyi yapıyor. Daha sonra içeriye yoksul görünümlü bir kişi giriyor ve askıdan bir kahve istiyor. Garson da adama kahve getirip panodaki kağıtlardan birini indiriyor.
İlk okuduğumda “bu ne lan!” diyerek çok hislenmiş ve gururlanmıştım. Bu olayı buraya da yazmıştım. Daha sonra burada konuyu okuyan bir arkadaşım “o ne olm, sil onu” dedi. Hemen google’da konuyla ilgili bir arama yaptım ve bu hikayenin çeşitli versiyonlarının sevgiçiçeği, aşkböceği tipi sitelerde yayınlandığını gördüm. Hatta birisi bu olaya Türkiye’nin bir köyünde rastladığını yazıyordu. Bu kadar farklı versiyonu olan ve sevgi, dostluk sitelerinde yayınlanan hikaye benim için de gerçekliğini anında kaybetti. Zaten bir PowerPoint sunumu olarak gelmiş olması da yeterince geyik havası vermişti. Ben de sildim harbi siteden.
Bugün aynı e-posta yine geldi. Bu sefer sonunda “Biz de böyle bişey yapalım. Mesela ekmek için yapalım” gibi bir kısım vardı. Onu da arattım. Gerçekten de Türkiye’de böyle bir uygulama başlatılmış. Hem de iki buçuk yıl önce…
Bilgi 1
Bilgi 2
11 Comments
Lise yıllarımda emekli avukat olduğunu söyleyen bir servisçimiz vardı. Önceki akşam televizyonda Geceyarısı Ekspresi filmi gösterilmiş olacak ki serviste “Acaba harbiden mahkumlara tecavüz ediyolar mıdır lan?” diye muhabbet dönüyor. Bizim Ahmet Amca da kendinden emin bir tonlamayla ve seri bir şekilde “Ediyolar çocuklar ediyolar. Ben bi araştırma için altı gün bi hapishanede bulunmuştum.” deyiverdi. Liseli gençler olarak hemen en ters tarafından yorumladık tabii.
Bir diğer servis şoförümüz de arabalara ve kaldırımlara çok yakın manevralar yapardı. Yenal’la ön tarafta otururken “Vay be nasıl dönüyo!” falan diye kendi aramızda konuşmuştuk. Faruk Abi bunu duymuş olacak ki yine böyle bir manevra esnasında “dur şunların aklını alayım” diye düşünerek olayı abartmış ve kaldırıma çıkmıştı.
Ayrıca Faruk Abi ne zaman uçak sesi duysa aracı durdurur ve kafasını camdan çıkarak gökyüzünde uçak arardı.
6 Comments
Ben de bencil ve duyarsız olmak istiyorum.
Acıları hayatın gelip geçici bir parçası olarak yaşayabileyim. Karnım ağrımasın, sadece üzüleyim. Hiç bir olayı kendi keyfimden daha fazla ciddiye almayayım.
Dünya benim çevremde dönüyor sanayım.
Kendimi iyi hayat yaşama uzmanı ilan edeyim.
Her boktan anladığımı sanıp milletin işine karışayım.
Duygularımı paylaşma ihtiyacım olmasın. Zaten paylaşacak kadar çok duygum da olmasın.
(Bişey olmadı lan. Birden aklıma geldi öyle…)
2 Comments
Bu sabah Sultanahmet’te bir lokantaya girip çorba içtim. Hesabı ödemek üzere kalktım ve kasadaki amcaya çorbanın fiyatını sordum. Üç milyon lira olduğunu söyledi. “Saçlarım biraz uzun olabilir ama ben de halktan biriyim!” imajı yaratmak için “Turistik yerlerde biraz pahalı oluyo galiba” dedim! Adam sinirlendi lan
Sanırım “Bende çorbaya üç milyon lira vericek göz var mı be” mesajı aldı benden. Pek anlayamadığım birsürü laf etti. “Su da içmişsin” falan dedi. Meğerse su dahil toplam hesabı söylemiş. Ben ne bileyim, “çorba kaç para” diye sormuştum. “Su falan tamam da insan üç milyona acılı ekşili Çin çorbası içiyo” demedim.
15 Comments
Müzik ve sinema eserleri gibi kopyalanabilir eserin ucuz sayılmayacak fiyatlarla satılmasını küçük yaşlarımda garip karşıladığımı hatırlıyorum. Ben bir sanat eseri yaratıcam, insanlar onu beğenecekler, beni takdir edecek ve bana hayranlık duyacaklar ve tüm bunları yapmak için bana para ödeyecekler. Haadi caanıım! Tabi o paranın önemli bir kısmı bu eserleri oluşturan kişilere değil dağıtan şirketlere falan gidiyor. Diyorum ki dağıtım artık şu şekilde olsun: Eserini yapan internete koysun ve millet indirip dinledikçe, izledikçe sanatçı ünlensin, zevklensin. Hem araya kimse girmemiş olur hem de eserler ticaret amacıyla yönlendirilmemiş olur (bkz: günümüz pop müziği). Peki bu sanatçılar nereden ekmeğini kazanacak? Kendilerini sevenlerin bağışlarından. Peki bu miktar çalışmalarını devam ettirmelerine yetmeyecek seviyede olursa? O zaman devam etmeyecekler. Tabi bu durumda 100 milyon dolarlık filmlerin çekilmesini de beklememek lazım. En azından müzik için olabilir bence. Zaten bir insanın şarkı yaparak dolar milyoneri olması pek adil olmasa gerek.
1 Comment
Bazı download sitelerinde indirmek istediğimiz dosya için bulunduğumuz ülkeye yakın bir yer tercihi yapmamız istenir. Böylece bulunduğumuz yere yakın bir sunucudan daha çabuk bir şekilde indirme işlemini yapmamız mümkün olur. Örneğin Kuzey Amerika yerine Yunanistan seçersem dosyanın daha hızlı bir şekilde gelmesini bekliyorum. Fakat öyle olmuyor
Amerika’yı seçince genelde daha çabuk geliyor dosyalar. Demek ki bu iş bilgisayarların birbirine yakınlığından çok ülkelerin güçleriyle ilgili 
Comments
Bilgisayarda birşeye basmak isterken hemen yanındaki başka birşeye basıp yarım saat onun açılmasını beklemek, açılınca da kapanmasını beklemek…
Mesela Masaüstünü Göster yerine hayvan gibi resim işleme programının kısayoluna tıklarım bazen.
Çaylak bir kullanıcı yaptığında acıma duygusu hissedilir ama tecrübeli biri yapınca çok komik oluyo.
Özgür hatırlattı.
Comments
Hani birbirine yakın camilerin bulunduğu yerlerde hepsi birden ezan okumaya başlar ve herşey birbirine karışır ya… Sultanahmet’te buna çok güzel bir çözüm getirmişler. İki caminin müezzinleri sırayla okuyorlar. Hem ses kirliliği olmuyor hem de akşam vakti saakiiin, hoş bir atışma dinliyor gibi oluyorsunuz.
2 Comments
Dört kişi bir arabaya binip dolaşıcaz. Hepimizin birer beyzbol sopası olacak. Geçen haftasonu Sirkeci’de gördüm, çok sert aletler, kodumu oturtur. Sıkışık trafikte İETT durakları veya çeşitli yan yollara geçiş için tahsis edilmiş boş yollara dalıp tekrar ana yola açılan diğer ucundan kaynak yapmaya çalışan araçları durdurucaz. Dört kişi birden ellerinde sopalarla arabadan inip ilgili araca doğru yürümeye başlayacak. Muhabbete “Çakal mısın lan sen?!” şeklinde girilecek. Geri kaçanlar veya “Abi eşeklik ettim kusura bakma” diyenler az kovalanıp salınacak. Direnenlere ise ayna, far, tampon girişilecek. Arkadan aynı yola girmiş olanlar da öndekinin harcanmasıyla oraya sıkışmış olacaklar.
Ya da buralara trafik polisi koyun kardeşim!
Comments