Teknostaljik

30 November 2005 - 14:08 (Yorum)

Eveet, bir konunun daha başına geldik sevgili okurlar. Teknoloji karşıtlığı veya nostaljinin yüceltilmesinden bahsedeyim dedim. Başlık için kusura bakmayın, kendimi tutamadım. Hani bazı insanlar müziği CD’den dinlemektense plaktan dinlemekten daha çok zevk alırlar. Bunun sebebi tabii ki sesin kalitesi değil, zannımca eski günlere duyulan özlemdir. Ya da e-posta göndermeyi aşağılamak ve mektubun ne kadar anlamlı olduğundan bahsetmek… E-posta ile her an her yerden sevdiklerimize ulaşabiliriz. Oysa eski günlerde sevdiğinizden gelen, kendi el yazısıyla yazdığı bir mektubun yarattığı heyecan apayrıydı. Halen mektup ayrı bir anlam taşır; sevdiğimiz, özlediğimiz insan o kağıda dokunarak yazmıştır herşeyden önce. Ama burada e-postayı aşağılamanın bir anlamı yok, hatta saçma. İstediğimiz an istediğimiz kişiye bir ileti gönderebilmek müthiş bir imkandır.
Benzer şekilde cep telefonundan bahsedelim. Eskiden eve gelince beni arayan var mı diye sorardım. Ya da evdeki birisi seni şu arkadaşın aradı derdi. Bu da güzel bir duyguydu ama sonra cep telefonu çıktı. İstediğimiz kişiyi istediğimiz zaman arayabilir olduk. Peki eski günlerdeki o duyguyu benden aldığı için ondan nefret mi etmeliyim? On yıl önce sana istediğin zaman istediğin insanın sesini duyma şansı verelim deseler ret mi ederdim?
50 yıl sonra direkt düşünerek bilgisayarınıza yazı yazabildiğiniz zaman, “eskiden ne güzel tıkır tıkır yazardık” diyeceksiniz.

5 Comments

Su

27 November 2005 - 01:38 (Akıl Fikir)

Su - DnaBiliyorsunuz, teoriye göre hayat suda başlamıştır. Size acayip bi’ şey söyleyim mi… Bizim için suyun tadının, kokusunun olmamasının sebebi… Ondan geliyor olmamız olsa! Amatörce bilimsel bir teori üretmeye çalışmıyorum; daha çok sembolik, şiirsel bir şey…
Bunu daha net nasıl ifade edebilirim? Renginin de olmaması!

7 Comments

16 November 2005 - 21:20 (Durumlar)

Bazen yolda yürürken bir tanıdığımı görürüm ve beni farketmeden yanımdan geçmesini izlerim. Ama sonra onun yanındaki tanımadığım arkadaşının beni görmüş olma ve birgün tanışırsak daha sonra gidip asıl tanıdığıma “Bu lavuk geçenlerde seni görmezden gelmişti” deme olasılığına karşı hemen gidip selamlaşırım.

Comments

Üzüntü ve Muz Kabuğu

16 November 2005 - 18:33 (Genel)

Elma v.s. Muz


İlkokulda öğretmen en sevdiğimiz meyvayı sormuştu derste. Kızın biri elma dedi. O an ne kadar çok imrenmiştim ona… İstediği kadar elma yiyebilirdi; oysa muz…

2 Comments

Basit Güvenlik

1 November 2005 - 05:35 (Yorum, Bilgisayar)

Kullanıcı giriş formu bulunan web sayfalarının kullanıcılara sağladığı kolaylıklardan birisi sayfa yüklendiği zaman imlecin ilk form alanına gitmesidir. Böylece ilgili alana önce tıklamak yerine hemen bilgi girişine başlayabiliriz. Ancak şu olay çoğumuzun başına gelmiştir: İsim ve şifre girmeniz gereken bir sayfa daha tam yüklenmeden isminizi girmeyi tamamlarsınız (veya zaten daha önce giriş yaptığınız için bu alan dolu gelmiştir) ve sonraki alana geçip şifrenizi girmeye başlarsınız. Tam da bu sırada sayfanın yüklenmesi tamamlanır ve imleç kendiliğinden isminizi yazdığınız alana geçer. Klavyeye baktığınız için bunu farketmez ve şifrenizi isim alanına girmeye devam edersiniz. Yanınızda biri varsa şifrenizin tamamını ya da önemli bir kısmını görmüş olur.

İsim:
Şifre:

Yukarıdaki örnekte isim olarak “bmert” yazıyor. Tam “çokgizlişifrem”i gireceğim sırada imleç isim alanına geçiyor ve “çok” kısmı aşağıda kalırken şifremin geri kalan kısmını açıkça yazmış oluyorum. Alışageldik bir güvenlik açığı gibi görünmese de kullanıcıyı mağdur durumda bırakabilecek bir olay bu. Sayfanın tam olarak yüklenmesini beklemediği için kullanıcı hatalı gibi görünse de, beklenmeyen bir anda kontrolü eline alıp imlecin yerini değiştiren web sayfası da masum sayılmaz.
Bu konuda önerim eğer isim alanı boşsa imlecin oraya gitmesi, değilse direkt olarak şifre alanına gitmesi. Böylece isim alanı zaten dolu olan formda güvenle şifrenizi yazmaya devam edebilirsiniz.

7 Comments