Artık hemen her hava durumu tahmininde günün en düşük ve en yüksek sıcaklığının yanı sıra hissedilen sıcaklık diye bir değer duyuyoruz. Hissedilen sıcaklık havadaki nem oranına göre hesaplanıyormuş. Devlet Meteoroloji İşleri’nin sitesinde bir de hissedilen soğukluktan bahsediliyor. Soğukluk diye bir kavram olmadığını sanıyordum ama devletin meteoroloji birimi söylediğine göre olabilir. Bu da rüzgarın hızına göre hesaplanıyormuş. Hissedilen sıcaklık lafını televizyonda ilk duyduğum anda izleyicinin ilgisini arttırmak için uydurulan bir kavram olduğunu düşündüm. Halen de öyle düşünüyorum, zira az önce verdiğim resmi bağlantıda da bunun gereksiz bir bilgi olduğundan bahsediliyor. Sonuçta birisinin hissedeceği sıcaklık genetik özelliklerinden psikolojisine kadar farklı ve çeşitli özelliklerine bağlı. Ayrıca bugüne kadar alıştığımız değer sisteminin karışık ve anlaşılmaz bir hale gelmesi söz konusu. Yani bana hava -4 derece olacak derseniz 26 yıllık tecrübelerime dayanarak bunun nasıl birşey olacağını bilirim. Bana hava -20 derece olacak derseniz bunun da nasıl birşey olacağını bilirim. Ama bana hava sıcaklığı -4 derece, hissedilen sıcaklık -20 derece olacak derseniz “Nasıl yani!?” derim. Bunun yerine hava sıcaklığı -4 derece olacak ve rüzgar orta kuvvette esecek dense daha iyi olur.
Hepinize donsuz geceler diliyorum.
1 Comment
Gündelik bir tartışmada öldürücü hamleyi nasıl yaparız? Tabii ki savunduğumuz fikri bilimsel temellere dayandırarak:) Sık tartışılan konulardan biri de aldatma meselesi. Bu konudaki en popüler teori ayrılmaz bir parçası olduğumuz doğal yaşamdan yola çıkıyor.
“Dişiler (kadınlar) çevrelerindeki bir çok alternatiften (erkekten) en iyi olanını seçmek isterler. Çünkü doğurganlıkları sınırlıdır. Bu yüzden de en sağlıklı yavrulara ve bunlara bakabilecek en güçlü babaya sahip olmak isterler. Günümüzde fiziksel gücün yerini ekonomik ve entellektüel gücün almaya başladığı da söylenebilir. Erkekler ise hayatları boyunca binlerce çocuk sahibi olabilecek kapasiteye sahiptirler ve türün devamı için bu kapasiteyi kullanmaya da niyetlidirler. Bu yüzden nispeten daha az seçici davranıp mümkün olduğunca çok dişiyle birlikte olmaya çalışırlar.
Peki dişiler erkeklerinin başka dişilerle birlikte olmasını neden istemez? Çünkü doğumdan sonraki zayıf döneminde kendisine ve sonraki dönemlerde çocuklarına bakmayacağından korkar. “Aman erkek adam, eve dönsün de dışarıda ne yaparsa yapsın” düşüncesi bunun yansımasıdır.
Peki erkekler dişilerini neden kıskanır? Çünkü bir erkek doğacak çocuğun kendisinden olduğuna emin olamaz. Bu yüzden diğer tüm erkekleri dişisinden uzak tutmaya çalışır.”
Taş devrinden günümüze gelecek olursak kadının erkeği aldatması daha kötü bir olay olarak yer bulmuş. Genelde erkekler daha kıskanç ve aldatan kadını öldürmeye varan olaylar yaşanıyor.
Aklıma takılan nokta şu: Yukarıdaki teoriye göre erkek aldattığında kadın için hayati bir risk doğuyor. Eğer erkeği geri dönmezse zayıf düştüğü dönemde ölebilir ve yavruları da ölür. Tersi durumda erkeğin hayatını ve türün devamını tehdit eden bir durum yoktur. Ayrıca bizzat kendi soyunun devamı için gidip birkaç yüz dişiden daha çocuk yapabileceğini bilir. O zaman kadınların daha kıskanç olması gerekmez miydi?
Buna verecek güzel bir yanıtım var aslında ama o kadar yazdım şimdi, boşa gitmesin;)
12 Comments

Hazır limon suları çıktığından beri ne salatanın tadı kaldı ne votka limonun. Duyarlı işletme sahiplerini taze limon suyu kullanmaya davet ediyorum.
6 Comments
Gece su içmek için yataktan kalkıp mutfağa gittin. Evde senden başka uyanık kimse yok. Dışarısı da soğuk ve sessiz. Normalde herkes gibi suyunu içip yatağına dönersin. Bu sefer dur. Hareketsiz kal ve çevrene yavaşça bir bak. Elde ne var bir değerlendirelim.
Atom denilen, gözle görülemez parçalardan oluşuyorsun.
Çevrendeki cisimler de aynı şekilde…
Bu garip görünüşlü cisimleri günlük hayatta kullanıyorsun ama şimdi ilk defa görüyorsun gibi.
Pencereden dışarı bak. Kocaman bir dünya var.
Ama içerisi bile çözemediğin sorularla dolu.
Orada ne işin var ve sen kimsin?
Bütün bu olanlarla atomların ne alakası var?
3 Comments